Warning: date(): It is not safe to rely on the system's timezone settings. You are *required* to use the date.timezone setting or the date_default_timezone_set() function. In case you used any of those methods and you are still getting this warning, you most likely misspelled the timezone identifier. We selected the timezone 'UTC' for now, but please set date.timezone to select your timezone. in /home/anilarim/domains/anilarim.net/public_html/nostalji/forum/sources/ipsclass.php on line 824

Warning: date(): It is not safe to rely on the system's timezone settings. You are *required* to use the date.timezone setting or the date_default_timezone_set() function. In case you used any of those methods and you are still getting this warning, you most likely misspelled the timezone identifier. We selected the timezone 'UTC' for now, but please set date.timezone to select your timezone. in /home/anilarim/domains/anilarim.net/public_html/nostalji/forum/sources/ipsclass.php on line 827

Warning: date(): It is not safe to rely on the system's timezone settings. You are *required* to use the date.timezone setting or the date_default_timezone_set() function. In case you used any of those methods and you are still getting this warning, you most likely misspelled the timezone identifier. We selected the timezone 'UTC' for now, but please set date.timezone to select your timezone. in /home/anilarim/domains/anilarim.net/public_html/nostalji/forum/lofiversion/index.php on line 598
Anılarım.Net > Yeşilçam'ın Bahtsız Yıldızları
Yardım - Arama - Üyeler - Takvim
Tam Forum Görünümü: Yeşilçam'ın Bahtsız Yıldızları
Anılarım.Net > NOSTALJİ VE MAZİ > Sanatçılar - Ünlüler
Mrbom
Yeşilçam'ın erotik döneminin 'kadersiz üçlüsünden' bir Feri Cansel. 39 yaşındayken nişanlısının bıçak darbeleriyle hayata veda eden Cansel'in kısacık yaşam öyküsü aslında filmlere konu olacak türden.






Mine Mutlu şöhretine rağmen mutsuzdu, yalnızdı, dertlebeşileceği tek kişi yardımcısıydı. Henüz 19 yaşındayken adım attığı ve bir anda ün kazandığı beyazperdede birbirinden değerli yönetmen ve oyuncularla çalıştığı halde sadece iki yıl rol aldığı erotik filmlerle tanındı. Kanser yüzünden hayata veda ettiğinde ise sadece 42 yaşındaydı.






Seher Şeniz bıraktığı intihar mektubunda yaşadığı acıları şöyle dökmüştü satırlara: "Daha 15 yaşındayken anlamıştım bu dünyadaki insanların ne mal olduğunu” cümlesiyle başlayarak anlatır ve şöyle devam eder: “Nihayet bu iğrenç dünyadan gitmeyi başardım. Ölmenin, ölmeye çalışmanın bu kadar zor olduğunu söyleselerdi alay ederdim. 15 yaşında anladım insanların ne olduğunu. Öldüğümü kimse bilmesin. Peruklarımı yakıp, küllerini savurun. Müslüman geleneklerine göre gömülmek istemiyorum. Beni beyaz bir bornoza sarıp her yerimi kapatın o kadar” Ancak, yaşadıklarının izlerini ve ölümü seçmesinin nedenlerini açıklayan bu vasiyeti yerine getirilmedi. Seher Şeniz, Mine Mutlu ve Feri Cansel, Türk erotik sinemasının "kadersiz triosu" olarak adlandırılır.





Yeşilçam'ın 1980'li yıllarına damgasını vuran Akbulut'un başına gelenler kelimenin tam anlamıyla 'film gibi'.Zengin bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Deniz Akbulut, bir süre Londra'da genç kızlara görgü eğitimi veren bir okula devam etti.Daha sonra Türkiye'ye döndü... Nejat Uygur Tiyatrosu'nda oyunculuğa başladı. Sonra da 1976 yılında Yirmidört Saat adlı filmle sinemaya adım attı.Kaderi Zorlama'nın da aralarında bulunduğu 50'ye yakın filmde oynadı. 1991 yılında bir gün film setindeyken aniden görme yetisini yitirdi. Kimi tansiyon dedi sebebi için kimi kullandığı bir ilacın buna yol açtığını söyledi.Öyle ya da böyle Deniz Akbulut, üstelik sacede 31 yaşındayken gözlerini kaybedip sonsuz bir "beyazlığa" gömüldü.Bir süre kariyerine de ara vermek zorunda kaldı Akbulut. Gözlerinin açılması için ameliyat olması gerekiyordu ama yeterli maddi imkanları olmadığı için ameliyat şansını hala kullanamadı.

Mrbom


Belgin Doruk...

Önce yönetmen Faruk Kenç ve yapımcı Özdemir Birsel ile evlilik yapan Doruk'un hayatı trajedilerle ve zorluklarla geçti. Kendisinden 30 yaş büyük bir adama ilk eşi Faruk Kenç'e aşık olup evlenen Doruk, atlar, köşkler, yatlar katlar, binbir çeşit kostümler içinde yaşarken başka genç bir adama aşık oldu ve çöküşün başlangıcını yaşadı.İkinci eşiyle oturduğu eve icra memurları geldi. Varını yoğunu alıp götürdüler. O da kızının evinden getirdiği eski koltuklarla idare etti. Hatta bu eski eşyalara hoşluk olsun diye eski çarşafları kesip örtü yaptı. O günleri gazeteci Bircan Usallı Silan'ın yazdığı Acı Dolu Yıllar adlı kitapta şöyle anlatıyordu Doruk "Düşünsene, onca zenginlikten sonra insanın evinde oturduğu koltuğa icra gelmesi çok acı."İkinci eşinde de aradığı mutluluğu bulamadı Belgin Doruk. Eşinin iş gereği sık sık seyahate çıkması yüzünden kendisini kopkoyu bir yalnızlığın içinde buldu. Hatta yolu bir ara Fransız Lape Akıl Hastanesi'ne de düştü. O günleri de Acı Dolu Yıllar adlı kitabında şöyle dile getiriyordu:

´Acı dolu bir andı! Titriyordum, ağlıyordum, hıçkırıyordum. Beni beyaz, geniş, kolalı şapkalı hemşireler alıp uzun taş koridorlardan geçirdiler. Soğuk bir odaya koydular. Kimsenin beni buraya kilitlemeye hakkı yoktu. Ancak hemşire arkasına dönüp bakmadı bile. Bir süre sonra sesim oradaki öteki seslere, çığlıklara karıştı. Hiç unutmuyorum, bir keresinde kolumda uzun demir serum çubuğu ile ayağımı sürüye sürüye tuvalete gittim. Tuvaletten dönerken serumum kolumdan çıkmış ve kanım yerlere saçılmıştı. Hemşireden dikkatli olmadığım ve yerleri kirlettiğim için inanılmaz bir fırça yedim. Bunu sineye çekemeyip ağlama krizine tutuldum. O ilk gece nasıl geçti, inanamıyorum. Korkunçtu.Özdemir´in Ankara´ya gidip gelmeleri, şimdilerde dost olduğum bu yalnızlık çok zordu benim için. Özellikle Lape´den sonra böyle bir dönem yaşamam belki olayı daha da vahim hale getiriyordu. Oysa bu dönem tam bir nekahet devresi olmalıydı benim için. Asla yalnız kalmamalıydım ve üzülmemeliydim. Yani el üstünde tutulmalıydım. Ama nerede? İşte içinde bulunduğum bu durum bana sık sık ölümü düşündürür hale gelmişti. Tek kurtuluşun ölüm olduğuna inandığım pek çok an oldu. Ormanın içinde bir evde oturuyorduk.


"O gece yağmur yağıyordu. Özdemir yine tüm işkolikliği üstünde, çalışma odasındaydı. Birdenbire dünyada benim yaşamamı gerektirecek hiçbir şey kalmadığını hissettim. Aldım elime bir kağıt kalem, ´Beni affedin. Yaşamak istemiyorum. Ben artık bu yaşamın yükünü kaldıramıyorum´ diye yazdım. Sonra da bir kutu hapı yutarak kendimden geçtiğimi anımsıyorum. Allah´tan Özdemir beni vaktinde bulmuş, Gül´lere haber vermiş, onlar da bir ambulansla beni hastaneye kaldırmışlar. Doktorlar uzun süre damarımı bulamamışlar iğne yapmak ve serum vermek için, ayak bileğimden yapmışlar müdahaleyi."

Doruk'un hastanede yaşadıkları bununla da bitmemiş. İşte yine kendi anlatımıyla yaşadığı en korkunç deneyimlerden biri: "Beni özel şok odasına aldılar. Narkoz verip şoku uyguladılar. İşlem bittikten sonra kayabalığı gibi yalpaladığımı hatırlıyorum bir de. Şok tedavi denen riskli olayı bana üç dört kez uyguladılar. Kilitli kapılar ardındaki esaretimin sona ereceği anı dört gözle bekliyordum. En sonunda beklenen o an geldi. Çıkış kapısında beni bekleyen kız kardeşim Oya ve yeni gelin olmuş bebeğim Gül vardı. İki gözümün bir çiçeği, canım, ruhum, kınalı kuzum, kızım, mis kokulu yavrum vardı. Onlara ayrılmamacasına sarıldım. Artık mutluydum

Doruk 1970'li yılların başında dönemin en ünlü gazinosu Çakıl'da sahneye çıkmaya da hazırlanmış. Ama söyleyeceği şarkının sözlerini unutunca bu hayali de suya düşmüş.Doruk inişli çıkışlı hayatı boyunca bir çok zorluğa göğüs germek zorunda kaldı. Yaşadığı güçlüklerin etkisiyle aldığı fazla kilolardan kurtulmak için anfetaminli ilaçlar kullandı. Ama bu ilaçlar sinir sistemini alt üst etti. Daha fazla kilo almaya başladı.Sonradan "dostum oldu" dediği yalnızlığı fazla uzun sürmedi Doruk'un. 26 Mart 1995'te hayata gözlerini yumdu. Geride eski İstanbul'un Arnavut kaldırımı sokaklarındaki topuk sesleri ve çoğu siyah- beyaz filmleri kaldı.
çokseybilenkiz
belgin doruk iyi bir ailenin kızı olarak başlamış yaşamına.
yani filmlerdeki küçük hanımefendi yada salon hanımı rolleri ona çok uzak değil.60'lı yılların dergilerinde ondan hep bir peri masalının kahramanı gibi sözediliyor.örneğin avrupaya gittiği ve ordan 14 bavul giyim eşyası ile döndüğü,kocası ve kayınbiraderine ait çifte saraylarda bir kraliçe gibi yaşadığından filan bahsediliyor,ama aslında bunlar gösterilen kısmı bu talihsiz hayatın.belgin doruk'a en büyük fenalık yapanlar hep yakınları.daha sonradan bağımlısı olaçağı zayıflama haplarını kendisine veren kişi en yakını:annesi
ya sahne macerası.inanın ağladım nerdeyse, bir insan bu kadar mı umutsuz ve yalnız olur.
herşeyin hazır olup neonlara isminin yazılmasından sonra ,sahneye çıkmasına bir gece varken pravolarda birden bire yunus emreden bir şiir okumaya başlıyor,anlıyorlar ki hastalığı nüksetmiş,sahneden kızı tarafından alınıp evine götürülüyor.peki bu sırada eşi nerde ?
belgin doruk'un eşi o sırada anadoluda ve yunus emre'nin hayatını filme çekiyor sad.gif ve çok uzaklarda yalnız bir kadın belkide o gece yunus emreden bir şiir okuyarak bir şeyler anlatmaya çalışıyor en yakınlarına ''duyun beni çok yalnızım ''
PROTOSS
Yıllar önce bir programda izlemiştim hala işliyor mu bilmiyorum. Amerikada bir dernek benzeri bir kuruluş var ve üyeleri de sinema çalışanları. Sesçiler, yönetmenler, yönetmen yardımcıları, aktörler, aktristler, senaristler ve aklınıza gelen diğer tüm sinema emekçileri. Bu kişiler yaptıkları filmlerden belli bir miktarı buraya ödüyorlar. bir nevi sigorta kuruluşu. Emekli olduklarında ise asgari yaşayabilecek hayat şartlarını sağlayacak bir maaş alıyorlar. Kimi hali vakti yerinde aktörler aktristler ise yardım amaçlı kendi emekliliklerini bağışlayabiliyorlar. Sağlık sigortaları var ve bundan yararlanabiliyorlar. Hollywood yakınlarında evsizler için de kalabilecekleri prefabrik evleri var. Bunlar en kötü durumda olanlar için. Türkiyede de böyle bir sistem kurulabilir diye düşünüyorum. Ha amerikada telif hakları çok iyi korunuyor haliyle bu dernek te iyi para topluyor bu da var. Ne zaman ki Türkiyede de telif hakları korunur o zaman böyle bir kurum sinema emekçilerini korur hale gelebilir ve bizi başka bir dünyaya alıp götüren bu insanları acılar içinde seyretmemiş oluruz. Belki de fazla empati yapıyorum bilemiyorum. Kendimizi kurtarabildik mi ki bu ülkede ? ondan bile şüpheliyim. öyle bir memleket işte
Hatira
Rahmetli belgin dorukla ilgili olarak geçmişte bir gazete haberinde;oğlunun piyasayı dolandırdıktan sonra kaçması ve rahmetlininde bu üzüntüye dayanamaması olduğu idi
türk tiyatro ve sinemasın önemli isim Cahide Sonkunun da zirveden, beyoğlunun arka sokaklarında son bulan hayatı yine Aktirs Muhterem Nur'un yeşilçamın aranılan oyuncularından iken parasını sömüren oyuncu ve yapımcılar sayesinde pavyon şarkıcılığına uzanan hayatı da ibretliktir...
Mrbom
Serpil Örümcer




Bir dönem herkesi peşinden koşturan Yeşilçam yıldızlarının ışıltılı yaşamları hiç ummadıkları talihsizlikler sonucunda birer drama dönüştü. Yeşilçam'ın trajik öykülerinden birinin kahramanı da Serpil Örümcer. 1967'de Milliyet'in düzenlediği güzellik yarışmasında birinci olduğunda henüz 14 yaşındaydı Örümcer.


Bacaklarının güzelliğiyle dikkat çeken ve "Bayan Bacak" olarak anılan Örümcer, bir yıl mankenlik yaptı. Bu sırada unutulmaz Samanyolu şarkısıyla zirvede bulunan, dönemin ünlü sanatçısı Berkant'la tanıştı. Bir süre sonra onunla evlendi.

Ama bir süre sonra Berkant'ı terk etti. Artık öylesine ünlüydü ki... Ayakkabısından rakı içen bile vardı. Örümcer iki evlilik daha yaptı. Cengiz Kartal'la 1989-1990 yılları arasında süren evliliği bittiğinde neyi var neyi yok satmıştı. Batman'da gayriresmi 4 eşi ve 11 çocuğu bulunduğunu sonradan öğrendiği işadamı Hasan Ölük'le yaptığı üçüncü evlilik, Örümcer'e göre hayatının ikinci büyük hatasıydı.

Bir günlük konser için gittiği Batman'da 10 gün kalınca tanıştığı Hasan Ölük, evlendikten sonra işkenceye başladı. Raporlar alıp mahkemelerde günler geçiren Serpil Örümcer, bu evlilikten güçlükle kurtuldu.

Ancak artık, yaşamını süsleyen neon ışıklarının yerini, çöpleri aydınlatan sokak lambaları almıştı. Çöplerden topladığı káğıt ürünlerini satarak geçimini sağlıyordu. Örümcer kızı Fulya ve torunlarıyla Küçükçekmece'de yaşıyor. Örümcer için geçtiğimiz aylarda Bakırköy Belediyesi ve Bakırköy Gönüllü Çevreciler Sosyal Yardımlaşma Derneği bir gece düzenledi. Amaç Örümcer'in bir ev sahibi olmasını sağlamaktı.
Mrbom
Sevim Şengül



Yeşilçam'da birçok filme sesini veren ses sanatçısı Sevim Şengül, 1938'de İstanbul'da doğdu.Özellikle 60'lı yıllarda İstanbul sahnelerinde fırtına gibi esti. Türk müziği ve fantezi türü şarkılarla çok sevildi. 'Bar Kızı', 'Bana Derler Fosforlu', 'Veda Busesi' gibi filmlerde Türkan Şoray'ın okuduğu şarkılara sesini verdi.



Ama yoksulluk uçurumuna düşen ünlüler gibi, önce işini, sonra sağlığını yitirdi. Son günlerini hayranlarından birinin evine sığınarak geçirdi. En son Bursa Devlet Hastanesi morgunda yapayalnız kaldı. 1999'un ağustos ayında birkaç yakını tarafından toprağa verildi.
RENK



Yeşilçam Sineması`nın emekli oyuncularından Cafer Atalay, Kadıköy`de kaldığı otelde ölü olarak bulundu.

Olay, Kadıköy Yoğurtçu Şükrü Sokak Rıhtım Caddesi üzerinde bulunan AS Otel`de meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Yeşilçam`ın emekli oyuncularından Cafer Atalay(45), otel görevlileri tarafından odasında ölü halde bulundu. Otel görevlilerinden, saat 17.45 sıralarında yemek istediği öğrenilen Atalay`ın, görevliler odasına geldiğinde kapısının açık olduğu ve yerde uzanmış vaziyette bulunduğu öğrenildi. Otel görevlileri, durumu polis ve sağlık ekiplerine bildirdi. Atalay`ı kontrol eden doktorun, durumu şüpheli gördüğünü söylediği bildirildi.

Bunun üzerine otelde geniş çaplı inceleme başlatıldı. Cumhuriyet savcısının talimatı ile Atalay`ın cesedi, Kadıköy Belediyesi`ne ait cenaze aracı ile Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna götürüldü.

Yedi Cüceler" isimli sinema filmi ile ün kazanan sinema oyuncusu Atalay`ın, otelde ücretsiz olarak kaldığı ve bir vakıftan yardım alarak geçimini sağladığı öğrenildi.
Mrbom
Cahide Sonku



Hayatı fırtınalarla geçen, figüranlıktan zirveye ulaşan Cahide Sonku, bastığı yerlere halı serilen, ayakkabısından şampanya içilen sinemamızın ilk starıydı.Sonku, tiyatro ve sinema dünyamızın en güzel ama en kötü kaderli yıldızı oldu.


Parasının kıymetini bilmedi, har vurup harman savurdu. Ve buna alkol tutkusu da eklenince sonunda sokaklarda kalacak kadar göz yaşartan bir yoksulluğun pençesine düştü. Cahide, 18 Mart 1981'de, bugün Pera Palas'ın karşısında olan ve yıllar sonra onun anısına açılan 'Cahide's Restoran'ın bulunduğu yerde kör kütük sarhoş hayata veda etti. Öldüğünde 65 yaşındaydı.
Pawnee
Yadigar Kuzu (Bilinen adıyla Yadigar Ejder)







Ev kirasını ödeyemediği için evinden atılmış ve kışın ortasında Taksim Parkı'nda bir bankta yatınca sabaha kadar donmuş ve ölü bulunmuştur. Cüneyt Arkın'ın ve/veya Kemal Sunal'ın bu adama neden sahip çıkmadığını hep düşünmüşümdür.
PROTOSS
QUOTE(Pawnee @ 26.06.2010, 14:06:25) *
Yadigar Kuzu (Bilinen adıyla Yadigar Ejder)
Ev kirasını ödeyemediği için evinden atılmış ve kışın ortasında Taksim Parkı'nda bir bankta yatınca sabaha kadar donmuş ve ölü bulunmuştur. Cüneyt Arkın'ın ve/veya Kemal Sunal'ın bu adama neden sahip çıkmadığını hep düşünmüşümdür.


Sevgili Pawnee çok güzel söylüyorsun ama bu iş biraz bireyleri aşan bir durum. Yani hiç haberi dahi olmayabilir Kemal Sunal ile Cüneyt Arkın'ın. Hele ki Yadigar Ejder gibi onuruna düşkün bir insansa. Ve şöyle söyleyeyim bu şekilde olup ta hiç haberimiz bile olmadan fakirlik içinde ölen kimbilir ne kadar insan var. Daha önce bir yazıda bahsetmiştim (edit:yeni farkettim bu başlığın 4. iletisi), bu iş sanatçılar derneği gibi bir kuruluşun sorumluluğunda olmalı. Yani ssk yetkilerine sahip özel bir kuruluş. üyeleri ise tüm sinema sanatına emeği geçen herkes. ancak bu şekilde koruyucu devletin, sosyal devletin varlığını toplum olarak yaşayabiliriz ve üzülmeyiz. Ama bu bilinci malesef Türk insanı (Türk sinema emekçileri) oluşturamıyor. Teşekkürler
mavi
Türk sineması gerek sekteröl anlamda gerekse oyuncu anlamında bazen üstüne düşen görevleri yapmıyor maalesef...Her şeyi devletten bekleyen ve hazırcı bir zihmiyet buna birde bireylerin yanlış tercihleri eklenince hayat kabusa dönüşüyor. Burada haklarında bilgi verilen bütün emekçiler için çok üzüldüm sad.gif Ne denebilirki?? sanırım birey olarak üstümüze düşen görevleri yaparsak bazı konularda mesafe alabiliriz. Acı çok acı bir tablo var önümüzde...
Mrbom
Suphi Kaner



1950'lerde ve 60'ların başında Türk sinemasında fırtına gibi esen komedyen karakter oyuncusu Suphi Kaner, çeşitli sorunlarla iç içe yaşarken, aşırı duyarlı kişiliği nedeniyle alkole bağımlı oldu.

Alkol yüzünden dönemin Prodüktör Cemiyeti ortak karar alarak ona kimsenin iş vermemesini sağladı. Düştüğü yoksulluk ve bunalım çukurunda daha fazla duramadı ve 1963 Ağustos'unda intihar ederek hayata veda etti. Öldüğünde cebinde 15 lirası vardı. Daktilo makinesi de 50 liraya rehindeydi.
Pawnee
QUOTE(mavimars @ 27.06.2010, 01:11:03) *
Sevgili Pawnee çok güzel söylüyorsun ama bu iş biraz bireyleri aşan bir durum. Yani hiç haberi dahi olmayabilir Kemal Sunal ile Cüneyt Arkın'ın. Hele ki Yadigar Ejder gibi onuruna düşkün bir insansa. Ve şöyle söyleyeyim bu şekilde olup ta hiç haberimiz bile olmadan fakirlik içinde ölen kimbilir ne kadar insan var. Daha önce bir yazıda bahsetmiştim (edit:yeni farkettim bu başlığın 4. iletisi), bu iş sanatçılar derneği gibi bir kuruluşun sorumluluğunda olmalı. Yani ssk yetkilerine sahip özel bir kuruluş. üyeleri ise tüm sinema sanatına emeği geçen herkes. ancak bu şekilde koruyucu devletin, sosyal devletin varlığını toplum olarak yaşayabiliriz ve üzülmeyiz. Ama bu bilinci malesef Türk insanı (Türk sinema emekçileri) oluşturamıyor. Teşekkürler



Bu mesajı yeni gördüm, kusuruma bakmayın lütfen.

Aslında uzun bir mesaj yazmıştım ama forum mesajların kopyalanmasına izin vermediği için mesajı gönderdiğimde zaman aşımına uğradığını belirtti ve yeniden giriş yapınca da tüm yazdıklarım uçtu gitti sad.gif

Kısaca tekrar yazayım düşüncelerimi:

Babamın Yeşilçam içerisinde pek çok tanıdığı olduğundan Beyoğlu'na gittiğimizde oradaki ofislere, lokallere de uğrardık ara sıra. Yeşilçam aslında bizim sandığımız gibi büyük bir camia değil. Takıldıkları, toplandıkları yerler belli başlı. Yani kim ne yaptıysa, kimin başına ne geldiyse çoğu kişinin haberi oluyor. Dolayısıyla, Cüneyt Arkın ve Kemal Sunal'ın konu hakkında bilgi sahibi oldukları hususunda sizi temin edebilirim.

Cüneyt Arkın ve Kemal Sunal'ın beni hayal kırıklığına uğratması ise Jadigar Ejder'in en fazla bunların filmlerinde oynaması. Hele istemeden de olsa Cüneyt Arkın'dan yediği dayağın haddi hesabı yok. Bu sebeple diğerlerinden ziyade bu iki artistin daha fazla vefa örneği göstermesini dilerdim.

Yeşilçam emektarlarının sosyal güvence sahibi olmadan bu dünyadan göçüp gittiklerini düşündükçe insan daha bi üzülüyor gerçekten.
çokseybilenkiz

1941 -1975

TULİN ELGİN
en bilinen rolü 1964 yapımı karanlıkta uyananlar''filmindeki ressam rolüdür.
dönemin dergilerinde kendisinden ''yeşilçamın en çok soyunan kadını''diye bahsedilerek belkide en baştan önü kesilir.
asıl adı diana olan tülin'in babası devrim sırasında rusyadan göç eden beyaz bir rus annesi ise bulgaristanlı.
tülin belliki sinemada iyi bir yere gelmek istemiş çalışmış ama mesala arkasında bir yapımçı koca olmadığı için(filiz akından daha güzel ve galiba burnuda estetiksiz ) gününü yeşilçamın aktörleri ile gecirip kısa sürede filmçilerin sadece soyunsun diye filmlerine aldığı bir fıgüre dönüştürülmüş.en son filmi için sinema türk'te 1967 tarihi var.daha sonra dönem dergilerinde sahneye çıktığı belirtiliyor.sık sık alkol ile ilgili sorunlar yaşadığı,intihara kalkıştığı,setlerde ruhi bunalım geçirdiği yazılıyor.
daha sonrası talihsiz bir trafik kazası yoksulluk,yokluk,ailesinin ilgisizliği ve intihar.
ölümünden sonra tek yakını olan abisinin ilgisizliği yüzünden cenazesinin ortada kaldığıda söyleniyor.
sinema türk sayfası:
http://www.sinematurk.com/kisi/2604/Tulin-Elgin
doğum tarihi dönemin dergilerinde 1941,sinema türkte 1942
çokseybilenkiz
ZUHAL TAN



zavallı zuhal öldüğü haftanın ardından çıkan 24 haziran tarihli ses dergisinde onunla ilgili değil tulin elgin'le ilgili bir haber var.konu tulin yeni filmlerinde ne kadar soyunacak
ondan sonraki haftada linda darnell ölmüş.zuhalçik sanki hiç yaşamamış ondan bahis yok
öldüğünde sadece 22 yaşındaymış.babası küçükken ölmüş,annesi ve küçük kardeşi ile bir başına kalmışlar.zuhal başka işlerde çalışmış o zamanlar adı zuhal ama soyadı kılık'mış.bırakmamışlar çalışsın.oda yeşilçam'a girmiş filmlerde oynamış. ne derlerse yapmış.kazandığı -kazanabildiği bütün para ile bir otomobil almış.onu ölüme götüren otomobil'i.
sinematürk sayfası
http://www.sinematurk.com/kisi/4963/Zuhal-Tan
sayfadaki alinyazisi isimli üyenin yazdığı mesaj sabah gazetesinde tevfik yener tarafından yazılan yazıdan alıntılanmış.
orjinal yazıyı bulduğum zaman buraya ekliçem
Mrbom
Yıldırım Önal



Tiyatro ve sinema oyuncusu, yönetmen Yıldırım Önal, 11 Ekim 1982'de İzmir'de beyin kanamasından ölürken yoksulluğun pençesindeydi.


1931'de İzmir'de doğan, Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdikten sonra uzun yıllar Devlet Tiyatroları'nda çalışan Önal, bir dönem televizyon dizilerinde oynadı. 'Karanlığı Gören Gözler', 'Güneşi Görüyorum' ve 'Fotoğraftakiler' adlı televizyon çalışmaları yankılar yarattı. Ne var ki, gece hayatı ve alkol yüzünden ekonomik durumu bozuldu ve son yılları yoksulluk içinde geçti.
çokseybilenkiz


UĞUR GÜÇLÜ ( 1942-1978)

ugur güçlü ses dergisi'nin 1968 yılı kapak yıldızı.
ilk filmini ayni yıl zeynep aksu ve sezer güvenirgil ile çevirdi,27 yaşındaydı o sene. bundan sonraki 10 yıl boyunca değişik filmlerde oynadı.yönetmen bilge olgaç'ın (ki bir dönem birlikte olmuşlardı) da desteğine rağmen gösterişli fiziğinin tam tersi olan yeteneksizliği ile hiç bir zaman iyi bir noktaya gelemedi.
1971 yılında adam dövmekten 48 gün sağmalçılar cezaevinde kaldı.ilk evliliğini mahkeme sırasında tanıştığı eczacı emel yücel ile ikinçi evliliğinide yine eczacı olan serpil yaşarla yaptı.



27 ocak 1978 günü fatih otobüs durağı önünde ögleye yakın saatlerde tabanca ile vurulan oyuncu kaldırıldığı cerahpaşa hastanesinde kurtarılamayarak yaşama veda etti.sadece 37 yaşındaydı, olaydan bir süre önce sinemadan uzaklaşmış devlet demir yollarında mühendis olarak işe başlamıştı.
oyuncuyu vuran selahattin güçlü ekşi sözlükte söylendiği gibi ugur güçlünün akrabası değil (agah özgüç'ten aktarıyorum bu bilgiyi) oda aynı soyadı taşıdığı uğur güçlü gibi bir oyuncu.olaydan sonra yakalanmış ve ifadesinde'' ben onu vurmasaydım o beni vuraçaktı''demiştir.olayın en yakın tanığı ise ugur güçlünün 2. eşi serpil yaşar'dır ve oda '' ifadesinde''selahattin güçlüyü arabasına tesadüfen aldığını uğur güçlü'nün arabanın önünü kesmesi yüzünden selahattin güçlü'nün eski kocasına ateş ettiğini ''söylemiştir.
çokseybilenkiz
TÜLİN ÖZEK 1940-1964

tülin 1940 istanbul doğumlu
emekli bir bando subayının kızı,iskendurun ortaokulunu 7. sınıfta bırakmış.16 yaşında evlenmiş bu evlilikten bir kızı bir oğlu olmuş.eşinden 1963 yılında ayrılmış.hosteslik yapmış.yeşilçama yılmaz atadeniz'in desteği ile girmiş.ilk filmi onun yönetiminde ''yedi kocalı hürmüz'' daha sonra sırası ile''3 genç kızlar'',''taşralı kız'',''hızlı osman'',''sıkı dur geliyorum'','aşk ve kin'' son olarakta '' şehrazat''

evet tülin özek feçi bir trafik kazasında öldüğünde sadece 24 yaşındaydı.şehrazat filminin setinden geliyordu arabada ondan başka kameraman turgut ören, ve semih sezerli'de vardı.beyin kanamasından yaşamını yitiren genç kadından geriye ezilmiş arabanın içinde bir çift ayakkabı kalmıştı

sanatçının sinema türk sayfası (pek bir şey yok ama )
http://www.sinematurk.com/kisi/58150/Tulin-Ozek
çokseybilenkiz
NİL GÖNCÜ 1950-1969

nil en çok kerime nadir,sait faik abasıyanık ve halide edip adıvar'ı severmiş
bilhassa halide edip'in romanlarından yapılaçak filmlerde oynamak isterim diyede ekliyor 7 eylül 1969 tarihli yedi gün dergisine.yedi gün ve diğer magazinler nil'i yetenek olarak hülya koçyiğite benzetiyor ,bir benzerlikte ikisininde ilk filmini metin erksan'ın yönetiminde çevirmesi
nil iyi yüzermiş,teniste oynarmış,bir buçuk yıldan beride özel bir okulda şan,bale ,lisan dersleri alıyormuş

kısaçık meslek yaşamındaki ilk filmi kuyu ile altın koza yarışmasına katılmış.kazanan sanatçılar ile birlikte bir fotografı var.altın kozalardan birini alamamış ama elinde büyük bir gümüş tabak taşıyor.bu hediye ona adanalı bir fabrikatör tarafından verilmiş.yaşasaydı belki oda bir koza yada portakal alabilirdi

6 eylül tarihli ses dergisinde ise ufaçık bir haber ''nil göncü'nün esrarengiz ameliyatı''

*yeşilçamın yenilerinden nil göncü,geçenlerde barsak düğümlenmesi teşhisi ile şişli çocuk hastanesi'ne kaldırıldı ve tehlikeli bir ameliyat geçirdi. doktorlar tehlikeyi atlattı,on güne kadar hastaneden çıkar diyorlar
ama haberin bundan sonrası üzüçü en azından bu dedikoduyu çıkaranlar için belkide zavallı nil göncü öldüğü zaman utanmışlardır.sözde nil kasığındaki bir yara izini estetik ettirmek için ameliyat olmuş bunuda saklamıştır
halbuki nil'in bu dünyadaki günleri artık sayılıdır(hatta derginin piyasaya çıktığı gün nil artık yoktur aramızda)
sadece bir hafta sonraki 13 eylül tarihli ses'te nil'çiğe tam iki sayfa ayrılmıştır
nil kralların öcü filmini edremitin adatepe köyünde tamamlamış son iş günü rahatsızlanınça yönetmen fehmi tengiz tarafından doktora götürülmüş burda ikinçi defa bağırsak düğümlenmesi teşhisi konmuş.ailesinin söylediğine göre hastanedeki ilgisizlik ve bakımsızlık sebebi ile komaya girmiş.nil'in tabutuna gelinlik ve en sevdiği çiçek olan kırmızı güller konmuş.dergi yazıyı fotograflarla desteklemiş ikisi çok hazin .birinde nil iki arkadaşı ile ilkokul sıralarında.fotografa 'arkadaşlarıma ebedi bir hatıra ''diye yazmış.diğerinde ise hayati hamzaoğlu nil'in tabutunun başında rol arkadaşına son vazifesini yapıyor ve nil'den geriye kısa yaşamında çektiği filmler kalıyor bizede
sahaf
QUOTE(çokseybilenkiz @ 04.09.2010, 20:53:57) *
NİL GÖNCÜ 1950-1969

nil en çok kerime nadir,sait faik abasıyanık ve halide edip adıvar'ı severmiş
bilhassa halide edip'in romanlarından yapılaçak filmlerde oynamak isterim diyede ekliyor 7 eylül 1969 tarihli yedi gün dergisine.yedi gün ve diğer magazinler nil'i yetenek olarak hülya koçyiğite benzetiyor ,bir benzerlikte ikisininde ilk filmini metin erksan'ın yönetiminde çevirmesi
nil iyi yüzermiş,teniste oynarmış,bir buçuk yıldan beride özel bir okulda şan,bale ,lisan dersleri alıyormuş

kısaçık meslek yaşamındaki ilk filmi kuyu ile altın koza yarışmasına katılmış.kazanan sanatçılar ile birlikte bir fotografı var.altın kozalardan birini alamamış ama elinde büyük bir gümüş tabak taşıyor.bu hediye ona adanalı bir fabrikatör tarafından verilmiş.yaşasaydı belki oda bir koza yada portakal alabilirdi

6 eylül tarihli ses dergisinde ise ufaçık bir haber ''nil göncü'nün esrarengiz ameliyatı''

*yeşilçamın yenilerinden nil göncü,geçenlerde barsak düğümlenmesi teşhisi ile şişli çocuk hastanesi'ne kaldırıldı ve tehlikeli bir ameliyat geçirdi. doktorlar tehlikeyi atlattı,on güne kadar hastaneden çıkar diyorlar
ama haberin bundan sonrası üzüçü en azından bu dedikoduyu çıkaranlar için belkide zavallı nil göncü öldüğü zaman utanmışlardır.sözde nil kasığındaki bir yara izini estetik ettirmek için ameliyat olmuş bunuda saklamıştır
halbuki nil'in bu dünyadaki günleri artık sayılıdır(hatta derginin piyasaya çıktığı gün nil artık yoktur aramızda)
sadece bir hafta sonraki 13 eylül tarihli ses'te nil'çiğe tam iki sayfa ayrılmıştır
nil kralların öcü filmini edremitin adatepe köyünde tamamlamış son iş günü rahatsızlanınça yönetmen fehmi tengiz tarafından doktora götürülmüş burda ikinçi defa bağırsak düğümlenmesi teşhisi konmuş.ailesinin söylediğine göre hastanedeki ilgisizlik ve bakımsızlık sebebi ile komaya girmiş.nil'in tabutuna gelinlik ve en sevdiği çiçek olan kırmızı güller konmuş.dergi yazıyı fotograflarla desteklemiş ikisi çok hazin .birinde nil iki arkadaşı ile ilkokul sıralarında.fotografa 'arkadaşlarıma ebedi bir hatıra ''diye yazmış.diğerinde ise hayati hamzaoğlu nil'in tabutunun başında rol arkadaşına son vazifesini yapıyor ve nil'den geriye kısa yaşamında çektiği filmler kalıyor bizede


Kadersizin ömrü yetseymiş başka bir filmde Yılmaz Güney ile bir başrolü olacakmış..Yaşar Kemal'in ölümsüz eseri İnce Memed için filmi yapılması düşünülmüş ve bu iki isim ön plana çıkmış..Film olsaydı Nil Göncü de bu romanın kadın karakteri olan Hatçe'yi oynayacaktı hiç şüphesiz..Romanı okuyan bilir Hatçe'yi.

Birde resmini koyalım sanatçının Kuyu filminden ve birde Fatma'nın anasını canlandıran Aliye Rona ile.

Adore
QUOTE(mavimars @ 27.06.2010, 00:11:03) *
Sevgili Pawnee çok güzel söylüyorsun ama bu iş biraz bireyleri aşan bir durum. Yani hiç haberi dahi olmayabilir Kemal Sunal ile Cüneyt Arkın'ın. Hele ki Yadigar Ejder gibi onuruna düşkün bir insansa. Ve şöyle söyleyeyim bu şekilde olup ta hiç haberimiz bile olmadan fakirlik içinde ölen kimbilir ne kadar insan var. Daha önce bir yazıda bahsetmiştim (edit:yeni farkettim bu başlığın 4. iletisi), bu iş sanatçılar derneği gibi bir kuruluşun sorumluluğunda olmalı. Yani ssk yetkilerine sahip özel bir kuruluş. üyeleri ise tüm sinema sanatına emeği geçen herkes. ancak bu şekilde koruyucu devletin, sosyal devletin varlığını toplum olarak yaşayabiliriz ve üzülmeyiz. Ama bu bilinci malesef Türk insanı (Türk sinema emekçileri) oluşturamıyor. Teşekkürler



Bu başlığı daha fazla okuyamayacak kadar yorgun düştüm..
Ciğerlerim parçalandı, yüreğim daraldı.
Yönetimin izniyle tek bir şey söylemek isterim:
Sayın Mavi Mars gibi düşünüyorum..
Ne yazık ki onurun karşılığı ülkemizde sokaklarda aç kalıp donarak ölmek olmuş.

Hangi birine yanalım, hangi birine ağlayalım?
Asıl içeriğin sadece basit bir görünümüdür. Resimlendirilmiş tam halini görüntülemek için lütfen, buraya tıklayınız.
Invision Power Board © 2001-2014 Invision Power Services, Inc.