Büyük amcam köy hayatını bana tanıtırken önce köy kahvesine gidilir, köylüye takdim yapılırdı.

"Bu benim kardeşimiin oğlu, aslan gibi, maşallah" vs gibi tanıtımlar..

Sanki de Kırkpınar'a katılan pehlivanlar gibi hissedilirdi o anda.

Sonra musluğu olmayan, en az 12 cm. çapında bir borudan durmaksızın su akan çeşmeye gidilirdi..

Kana kana su içilir, el yüz yıkanırdı.

Rahmetli amcam "Bu suyu içeceksin ki yüzüne kan gelsin" derdi..

Doğruydu..

Apartmanlarda içtiğimiz sulara benzemiyordu..

Sonra o suyun peşisıra 4 yalaktan geçip süzülerek bahçelere akışını izlerdim..

O kadar temizdi ki, cam gibi parlardı.

Amcam "iyi su yosun yapmaz" derdi..

Akşamüstleri göye getirilen inekler o yalaktan su içerlerdi..

Onların suyu içişini izler, karınlarının belirgin biçimde nasıl şiştiğini farkederdim.

Suya doyan hayvanlar sanki dua eder gibi belli bir yöne bakar, sonra yavaş adımlarla ahırın yolunu tutarlardı.